| Çöldeki Meşe Ağacı |
|
|
|
|
İsa bana umut verdi.
ilk durağımız Hewlér diğer adıyla Erbil di.
Gidip dönen arkadaşlarımın bir kısmı öyle anlatmıştı. Tam bir devlet!.
Ordusuyla, polisiyle, memuruyla, üniversiteleriyle Tam devlet. Kürdistandaki izlenimlerimi anlatmadan önce, bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum. Bazı okuyucular resmi davetli olarak Kürdistan’ a gittiğimi, bu yüzden yazdıklarımın gerçeğin bir tarafı olduğunu, gerçeğin diğer tarafını görmediğimi zanedebilirler. Hatta bazı okuyucularım eski kominist ülkelere giden bazı resmi davetlilerin böyle yanıldığını bile söyleyebilirler. Diyebilirlerki eskiden kominist ülkelerin kominist partileri kendi ülkelerine kapitalist ülkelerin kominist parti yöneticilerini davet eder, onları lüks otellerde ağırlar, en güzel lokantalarda yemek yemelerini sağlar, ülkenin gösterişli yerlerini gezdirir, törenle havaalanından onları ülkelerine yollarlar.
Ve bu resmi davetli kişiler, kendi ülkelerine gittiklerinde gördüklerinin propağandasını yapar, herkesi yanıltırlarmış.
Taxide
Onlarca kez taksilerle şehir içi yolculuk yaptım.
İnsanlar çalışmak istemiyordu sanki!
Peşmerge ile sohbet:
Kaç yıllık peşmergesin?
Yine bana anllatıldığına göre devlet daha önce yani Saddam rejimine karşı savaşta şehit düşen kişilerin ailelerine düzenli maaaş ödüyor.
Kürdistanda Memur, asker istihbaratçı olark görev yapan binlerce insan vardır.
Ama benim vardığım sonucu sorarsanız Kürtler hızla şehirli oluyorlar.. Emniyet tam takır....
Pariste çarşının en işlek caddesinde arabanızı park ederseniz, sabaha geldiğinizde büyük bir ihtimalle camının kırldığını ve içindekilerinin çalındığını görürsünüz.
Hevler şehri kalenin dışına yayılmış, göz alabildiğine büyümüş bir şehir. Bana anlatıldığı kadar, şehirin master planını Almanlar yapıyor. Çarşının yolları hayli geniş. Arabalar için üç gidiş üç geliş yolu vardır. Dikkatimi çeken şey, şehir içindeki bazı astvalt yolların kenarında yaya geçidi ve bisiklet yolunun olmamasıydı. Gerçi Hevler de çok az biziklet gördüm.
Ama işin ilginci şehir içinde yaya olarak dolaşanlar , bisikletlilerden daha azdır. Bu duruma bakıp arkadaşıma, bu şehirde yayalar olmadığı için mi yaya geçitleri yapılmamış, yoksa yaya geçitleri olmadığı için mi kimseler yaya dolaşamıyor diye sormuştum. Yollar üzerindeki hummalı çalışmalara, yapılmış yollara ve köprülere bakıldığında geleceğin modern şehrini hayal etmekte zorlanmazsınız. Yollar hakkındaki eksiklikleri izah ettikten sonra, Şehrin Parkları hakkındaki mükemeliyeti anlatmadan geçmek haksızlık olur. Sami Abdurrahman parkı gerçekten görülmeye değer. Çok geniş bir alan üzerine kurulmuş bu parkı gezdiğinizde huzura erersiniz. Havuzları, fıskiyeleri, yolları, ağaçları ışıklandırmasıyla inanılmaz güzellikte bir park ve büyümek için zamana ihtiyaç duyan, kulaklarınıza bir şeyler fısıldamak istercesine bakan cins cins ağaçlar…
Parlementonun karşısında kurulmuş parkı dolaşırken ağaçların etrafındaki otları kazarak temizleyen yaşlı adam dikkatimi çekti. Yoldan ayrılarak yanına gittim, selam verdim, kurmanci olarak hal hatır sordum. Yüzü gülüyordu. Sorduğum sorular, aldığım yanıtlar aşağıdaki bibidir.
Aynı parkta çalışan başka bir yaşlı adama sorduğum sorularımın yanıtlarını alınca, yaşlılar için bu işi icat eden kişinin zekâsına hayran oldum. İçişleri bakanlığı binasına yakın bir parka konulmuş spor aletleri dikkatimi çekti. Bir spor merkezinde bulunan araçların hemen tümü buraya konulmuş, isteyen çıkıp parasız olarak spor yapabiliyor. Sait hoca ile birlikte aletlerle spor yaparken bizi izleyen iki yaşlı dikkatimi çekti. Öğrendim ki onlarda bu alletlerin bakıcısıydı.
Adam hiçbir tedbirim yok, ama kurtuluşun yoktur dedi. yani basabileceğin bir düğmen, polisi çağıracağın bir zilin yok mu dediğimde, hayır cevabını verdi ve güldü. Kuyumcu dükkanını iyi işler deyip terk ettiğimde, bu çarşıda soygun ve hısızlığın hiç olmadığını öğrendim.
Uzun bir yolu aştıktan sonra Akre ye girdik ve pencereden bakarken göz yaşlarımı tutamadım. Çünkü coğrafyaya, evlere damlara baktığımda çocukluğumu hatırladım. Koptuğum topraklara dönmüştüm. Camın düğmesine bastım, dışardaki temiz havayı ciğerlerime çektim, elimle gözyaşlarımı sildim. Akşam Yemeğini Abdul Xalık Babiri’ nin kaldığı bekar evinde yedik. Belki 30 yıl sonra ilk olarak hormonsuz tavuk eti ve hormonsuz haşlama yedim, tadı bambaşkaydı. Dışarıda komando elbiseleri giymiş koruma peşmergelerin güvenliğinde içeride derin sohbetlere daldık. Babiri Saddan Hüseyin’ in Baas rejimine karşı verdiği mücadeleyi ince ayrıntılarına kadar anlattı. hayret kaldım karşımda bir kahraman vardı. ve öylesine büyük operasyonların altına imza atmış ki okuduğunuzda sizde hayret edersiniz
Yazılarıma ara vermemin nedeni, Güney kürdistan' a tekrar gitmek zorunda kaldığımdandır.
Gelen geçen görsün, geçmişi unutmasın hatırlasın diye orada duruyorlar;
Değişk anlatıcılar değişik biçimde izah ettiler:
Dinler miyim hocayı? Ard arda sorularımı soruyorum
Baba çaviş tek kişidir. Rahiptir evlenemez. kadın rahibeler vardır onlarda evlenemezler. Ona dinleri sadece öğrenmeye ve anlamaya çalışıyorum diye bildim.
Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki, yüz kilometre ötedeki bir din, diğerini red ediyor.
Ali Avni ile
Sait Hoca' nın yorumu
Bu öyküyü Sait hocaya anlattığımda ilginç bir yorum yaptı ve yorumu şöyleydi:
Yezidilik nasıl bir dindir? Kocaman bir bahçesi vardı evin Ve portakal ağaçları çarptı gözüme Bahçeye girince portakal ağaçlarına doğru yürüdük Eli altı yaşıma girmiştim, elimle ağaçtan potakal koparamamıştım Bilirsiniz bizim Bingöl soğuk, portakal ağacı yetişmez Hapishanede portakal ağacı olmaz Ve işin ilginç tarafı, dünyanın pek çok ülkesini gezmeme rağmen, portakalı dalında görmemişim. İşte burada yani Duhok ta kendi ülkemde ilk olarak partakalı dalından koparacaktım. Gittim elimi uzattım ve portakalı dalından kopardım. Kimdir A Xalık?A. Xalık Babiri, soy ismini Babiri köyüden almış. Evinde kaldığım ilk gece, yaşadıklarını bana anlatmaya başlayınca, yaşamının bir roman olabileceği sonucuna hemen vardım.
Büyük oğlu stajyer avukat, babasının anlattıklarını dikkatle dinliyordu.
Çok acı çekmiş, çaresizlikten gözlerine uyku girmemiş. Türk MİT i onları Diyarbakır toplama kampında zehirlemeye kalkmış.
Bir gece yarısı hududu hamile eşi ve oğluyla geçebilmiş.
Peşmerge arkadaşlarıyla birlikte bir gecenin karanlığında Saddam ın bir ordu merkezini basıyorlar.
PKK ile girdiği bir çatışmada yaşanan bir olayı anlattığında hepimiz gülmüştük.
Botan benim öğretmen okulu arkadaşım, sizde dostumsunuz.
Duhok Üniversitesi
Ve Murat nehrinin berrak sularında attığımız kulaçları, birde arkadaşımın güzel sesiyle söylediği türküleri...
Döşemesi beyaz mermerden kocaman bir salon.
Kalacağım eve gitmek için arabaya bindiğimde, yarın Duhok hapishanesine gitmeyi düşünüyordum. Çünkü bu şehire gelmeden önce bana, Duhok ta büyük bir cezaevinin bulunduğunu söylemişlerdi. Ben hücreleri bol olan demir kafesli Diyarbakır zindanına benzeyen hapishaneler arıyordum. Herkes değişik amaçlarla Kürdistan a gitmiştir; kimi maden aramaya, kimi bina kurmaya, kimi ticaret yapmaya, kimi birilerine kazık atmaya, kimi caka satmaya, kimi ekmek parası bulmaya, kimi propağanda yapmaya, ben ise hücreleri olan bir cezaevi bulmaya gitmişim.
Yarım saat sonra cezaevi bahçesine ulaşıyoruz. Kapıda askerler var, komando giysili bir peşmerge, arabamıza yaklaşıyor, Axalık' ı tanıyınca selama duruyor. Müdürün biraz önce ayrıldığını söylüyor. A Xalık "geri çağırma imkanımız varmı?" deyince, asker "bir dakika" deyip, Cezaevi bahçe kapısından içeri giriyor, iki veya üç dakka sonra bizi içeri alıyorlar. Sivil giysili iri yarı bir yetkili: "Buyrun gidelim müdür döndü, geliyor" açıklaması yapınca beton zeminli kocaman bir alanda yürümeye başladık.
Merdivenleri tırmanarak cezaevi binasına girdik, bir kat yukarı çıktık, bir salonu geçtik, açılan kapıdan içeri girince burası cezaevi müdürünün makam odası olduğunu hemen anladım. Hukuk fakültesi mezunu bu genç müdür, önümüzde yürüyerek genişçe bir salona geçince, kapısı salona açılan ilk odayı bize göstererek: "Burası görevlilerin toplantı salonu" dedi. Büyükçe bir masa etrafında yirmiye yakın sandalye vardı.
Burayı geçince başka bir odaya girdik, duvarlarda ona yakın ince ekran asılıydı ve buradan cezaevinin bütün koridorları kameralarla izleniyordu. Görevlilerin üzerinde cezaevine özgü giysiler vardı, işlerini ciddiyetle yapıyorlardı.
Uzun yıllar cezevi deneyimi olan biri olarak tutuklu psikolojisini iyi bilirim, baskının, zulümün olduğu cezaevlerinde müdür tutukluya yanaştımı, o an tutklunun yüz hatları size vaziyeti anlatmaya yeterlidir.
İstediğim bir cezaevi değildir!
Kürdistan da da teröristler insan sayılmıyor!
Adamın anlatış tarzından, çaresizliğiden, anladım ki terörist olarak yakalnanların akietini sormak bile tehlikelidir. ***************
İki araçla gidiyoruz, bir araçta Ben, A.Xalık, Sait hoca, Behçet ve çocukluk arkadaşım var.
Nobel edebiyat ödülü almış o kitap, Drina nın üzerindeki köprüyü ve köprünün çevresinde yaşanmış hikaye ve efsaneleri tadına doyulmaz bir akıcılıkla anlatır.
Yokuş aşağı iniyoruz, ilginç olan köprünün resimlerini çekiyorum, henüz köprü hakkında hiç bir şey bilmiyorum....
Ayaz Yosıf bestelediği şarkılar.
Habur Sınır kapısı
Çünkü Türk yetkililer, Kürdistan'ın büyük bayraklarını gördüler mi kırmızı görmüş boğaya dönerler.
Gümrük kapısının her iki tarafında kuyruk vardı, yüzlerce araç geçişi bekliyordu.
Zannedersem 1983 yılıydı, ölüm orucu eyleminden sonra,
"Xatûnê ez tobedarım
Derler ki o çok zengin bir mirin oğluymuş.
Taki bir gece mezarlıktan geçerken bir kuru kafa görene dek
Günlerce düşünmüş...
Birde adaletsizliğe açılmış gözleri
Çünkü bir şey üretmiyorum.
İdellerimin peşine gideceğim....
Selvi ağaçlarının yanına gitti..
Her türden insanla görüşüyor, dertleşiyor, yeni bilgiler öğreniyordu.
(Hatun ben tövbekar biriyim
Ama Zembilfroş kendi nakaratını mırıldanmaya devam eder..
Durum karşısında kahrolan Gul Xatun sinirlenmiştir Yusuf yakışıklı melek gibi bir gençti
Züleyha' nın yüzü ay gibiydi
Bu manzarayı Züleyha' nın kocası ve Mısırın bazı ileri gelenleri gördü.
Zembilfroş kalenin en yüksek burcuna tırmandı
Kimi efsanelere göre Zembilfroş ölmemiş Onu Mervanilerden bu güne taşıdı
Devam edecek (****) Yusf ile züleyha hikayesi: http://www.videoizlesen.com/yusuf-ile-zuleyha-hikayesi-izle.html
(**)Zembilfroş: http://www.youtube.com/watch?v=D4xBjQbOro4
Zembilfroş (0*) http://www.youtube.com/watch?v=aRtNKJm4UYs&feature=related
Zembilfroş' un kabrini terk ettikten sonra biraz ilerliyoruz, arabamız durunca iniyoruz.
İlerliyoruz dağlara doğru. Zap Suyunun kıyısında
Yanından geçerken dikkatle bakıyorum, tarihi bir müzeden geçer gibiyiz
Sigaralarını tüttüren arkadaşlarım geliyorlar yanıma, onlarda oynaşan balıkları izliyorlar:
Amediye' yi akşamüstü geçiyoruz, zamanımız olmadığı için şehirde şöyle bir tur atıp ayrılıyoruz.
Ama İbrahim Gabari çok ilginç bir kişi. Üniversite öğrencisi İbrahim Gabari
Gabari Tutuklanıyor
Eşimde benim gibi üniversite öğrencisi idi, deşifre olduğumdan dolayı Bağdat'ı terk ettim. İbrahim Gabari' nin kuşu
Kaldığımız cezaevi çok büyüktü.
Ardından hapishanenin çatısına makineli tüfekler kurdular
Saatlerce ölüleri taşıdılar, nereye götürdüklerini bilmiyoruz. Ayakkabı numarası kadar dayak
İbrahim Gabari' ye size dayak atıyorlarmıydı, dedim.
"Ayakkabı numarası 37 olanlar çıksın" dediler
47 Numaraya kadar gittiler, her kes dayak yedi ama bir kişi duvarın dibinde ayakta kaldı Açlıktan öldüler
Ona peki bu kadar zulüm karşısında siz neler yaptınız, direnseydiniz, açılk grevine, ölüm orucuna gitesydiniz dedim..
Tutuklandıktan sonra yaşadığımı bir ben, bir beni tutuklayanlar, birde kaldığım koğuştaki tuttuklular biliyordu/m.
Not. Üstteki Fotoğraf Mala Mustafa Barzani, İbrahim Gabari ile 1970 lerde çekilmiş. Altaki Fotoğrafı 2010 yılında ben çektim. Mala Mustafa Barzani' nin resmini İbrahim Gabari çiziyordu, daha tamamlanmamıştı, ben ikisini yan yana getirerek çektim.
Sait Hoca ile Sultan Restaurant' tan çıktık. Karşımızda çok enteresant bir bina var. Yetkli birini çağırıyor!
Güvenlik bölümünde genç bir peşmerge oturuyordu, içeri girmemle ayağa kalktı. Kimsesiz çocuklar top oynuyor
Yaşlının iki şikâyeti var
Yaşı yetmişin üzerinde olana: Yaşlılar adına sevindik
Kimsesizler yurdunun bahçesinden ayrılırken Kürdistan da yaşlılar için böyle bir mekânın olabileceğini hiç tahmin bile edemezdim.
Toplum bürosu:
Alt kat salonuna girince, yaşı altmışın üzerinde olan peşmerge giysili, sarıklı, kuşağındaki dabancasıyla güler yüzlü bir adam bizi karşıladı. Aşiretler hala çok önemli
Sait Hoca bizi tanıştırdı.
Güney Kürdistan da halla aşiretler çok güçlü ve insanlar ancak o aşiret adlarıyla tanınırlar.
Zaten Sait Hoca benim için Reşit Gerdi' ye "yazardır" dediğinde, kulaklarıma gelen ses tonundan ve Gerdi' nin anlamsız bakışlarından, şu anektodu hatırlayıp hafisçe gülümsedim. Eğer Kürdistan' da hala aşiret yapısı çok önemli ise ve hala mesleklerin bir önemi yok ise, bunun sorumlusu Kürtler değildir. Kürtler yüzyıllardır dağlarda yaşamaya zorlandılar. Ve dağlarda aşiret çok önemlidir. Aşiretsiz yaşam olamaz dağlarda. Aşiret bir kale gibidir, savunma sillahı gibidir, ekmek ve sudan daha önemlidir. Kapitalizmde işçiler için sendika ne ise Kürdistan dağlarında köylüler için aşiret bin kez odur. Yani anlatmak istediğim bu atmosferden ne Sait Hocanın nede Reşit Gerdi' nin bir kabahati yoktur.
Ben asıl Komelayati eskiden KDP nin mahkemesiydi
Bana anlattığı veya benim anladığım kadarı ile bu bir türlü halk mahkemesidir. Devrimden Önce ve sonra
Devrim den önce uzun yıllar komelayati olarak adlandırılan bu yapı, bir nevi mahkeme görevini üslenmiştir.
Elbete "Komelayati" bir partinin, yani KDP nin yargı organı olarak ortaya çıkmıştır. Komeleyati gerekli mi?
Öğrenebildiğim kadarıyla KDP, Komelayati de görev alacak kişileri atar, sonra atanan bu kişiler seçim yoluyla kendi yöneticilerini belirler. Yaşlı Peşmerge
Reşit Gerdi' nin yanında kalan yaşlı peşmergenin gururlu duruşuna bakınca çok etkilendim. Babam aklıma geldi. Yaşlı peşmerge görünümüyle tamda böyle idi.
Ayrılmak istediğimizde Reşit Gerdi, dolabının çekmecesini açtı, herbirimize küçük bir not defteri, bierer tükenmez kalem hediye etti, vedalaşarak ayrıldık.
Kürdistan parlamentosunu ziyaret edeceğiz
Kerkük' ü aldık Amerika vermedi!
Onun Kerkük' e girişini de şöyle anlattılar: Kemal demişki: Sevinçliyim
Çay içtikten sonra A.Xalık: "gidelim" dedi, dışarı çıktık, kapıda bekleyen araçlarımıza bindik.
Askerlerle fotoğraf çekmeyi sonraya bırakıp merdivenleri tırmanıyoruz.
Parlemento binası çok eskiden yapılmış, dış görünümünün etkileyici bir tarafı yoktu. Asuri kökenli Milletvekili ve Meclis Başkanı danışmanıyla tanışınca, başka dinlere ve milliyetlere mensup sekiz kişinin kontenjan Milletvekili olarak seçildiğini öğreniyorum. "Selim Kürdistan haritasına bak!"
Meclis başkanını ziyaret eden grup ayrılınca, bizi içeri alıyorlar, Kemal Kerkuki bizi sıcak karşılıyor, elimizi sıkarak "hoş geldiniz" diyor. Özgürce dalgalanan bayrak Kürdistan meclisinin Yüz on bir milletvekili vardı.Bunlar KDP, YNK; Goran, Komünüst partisi ve İslam partilerindendir. Merdivenden inmeden bir görevli topluca çekitiği fotodan her birimize bir adet verdi. Aşağı indik. Kıpırtısız duran askerler ve onlar gibi kıpırtısız duran Baba Barzani nin resmi önünde fotoğraf çektiriyoruz. Dışarı çıktığımda çok yüksek demir direkteki kocaman Kürdistan bayrağına bakıyorum... Öylesine özgürce dalagalanıyordu, sanki 3500 yıllık esaret tarihine meydan okuyordu. İngiliz, Arabı Araba nasıl vurdurttu? Kürdistan da işverenler, şirket temsilcileri, müteahitler ve üst düzey bazı yöneticilerle de görüştüm. Herbirisinden çok değişik şeyler öğrendim. Onları hoş anektodlar olarak size aktarmak istiyorum. Bir yönetici, Kürdistan gibi bir ülkede, iddiallerini bir tarafa atıp para peşiden koşan siyasetçilere acıdığını belirtmiş ve şu öyküyü anlatmıştı. "Bağdat eskiden çok güzel bir şehirdi, cennet bahçesi gibi bir yerdi. Irak' ı çok iyi bilen bir İngliz, mini etekli karısının elini tutmuş, Dicle kıyısında dolaşıyordu. Devlet memurluğunda hak etmediği yere gelen bir Arap, kendini her şey sanıyordu. İngilizin mini etekli eşinin peşine takıldı ve yanından geçerken kalçasına bir cimcik attı. Kadın bağırdı, ama kocası onu sukunette davet etti, kadın sustu. İngiliz, elini cebine götürdü yüz sterlin aldı, karısının kalçasını cimcikliyen Araba verdi ve üstelik teşekür etti.
Bu duruma hem şaşıran hemde keyiften sarhoş olan Arap, yoluna devam etti, ileride Arap bir subay, mini etekli eşiyle dolaşıyordu. Hemen bu çifte yanaştı, kendine göre para kazanmanın yolunu bulmuştu, kadının kalçasına cimciğini attı. Arap subay silahını çekti, Arabın kafasına üç tane sıktı ve öldürdü. Bu olay tarihe bir namus cinayeti olarak geçti, ama gerçekten ise, İngilizin yüz sterlin ile bir arabı başka bir araba vurdutmasıydı."
"PKK Çok uluslu bir şirkettir"
Olmayan ağaç
Hindinin cevabı
Adalet ve eşitlik
Kendikendime düşünmeye başladım.
Ve Gulan devriminin Peşmergesi "Mam Xalıt" sokakta domates satıyor
Size önce vesikalık dört tane fotonuzu çekin diyecekler, fotoğrafçı kuyruğuna girmek için asıl kuyruktan ayrılırsınız.
Çözüm
Barzan Bölgesine Gidiyoruz
Siwune tarafında, Çıra Xırab, Kelaxsı, Düeş, Haciu, Qeşu, Peene, Saferu, Gaz, Gume her.... İlginçtir bu vadide aşiret örgütlenmesi de yoktur. Dil olarak zazaca konuşurlar. Aşiret yerine "barığ" dedikleri kan bağına dayalı bir örgütlenmeye sahiptirler. Bizim köyde ki barığlar şunlardı:
Ağu, Hesenu, Neemetu, Ârebu, Hesen ağu....Aynı dededen gelme amca, amca çocuklarını kapsayan bu gevşek örgütlenmenin, başında bir ağa veya reis de bulunmaz. Her aile kendi başınadır.
Şu anda arabanın penceresinden izlediğim Barzan mıntıkası, tıpkı doğduğum mıntıkaya benziyordu. Dağların eteklerine serpiştirilmiş küçük köyler vardı. Burada da ağalık sistemi yoktu. Burada da her köyün kendi arazisi, köydeki her hanenin kendi tarlaları vardı. Ama zazalardan farklı olarak burada "barığ" değil "aşiret" hakimdi. Buralarda da Nexşibendi tarikatı egemendi..Köylüler tarımcılık ve hayvancılık yapardı. Bizim oralara Kemalistler hakim olabilmek için tren yolu, buraya da İngilzler hakim olabilmek için "Hamilton yolu" yapmışlardı. Ama buradaki arazi daha vahşiydi ve stratejikti. Dağları geçit vermiyordu, bir dağın arkasında başka bir dağ vardı ve sıra sıraydı dağlar . Bu dağları takip ederek, Suriye' ye İran' a ve Türkiye geçebilirdiniz. Benim mıntıkam'ın çevresi kuşatılmıştı, Murat vadisinden çıktınmı, hiçbir yere varamazdın veya Şeyx Said efendi gibi avlanırdın!.
Fakat Barzan bölgesi böyle değildir. Aynı şeyi benim mıntıkamda Şeyx Ali Pali neden yapmadı? Belki Şeyx Ali Pali döneminde Kürtlerin veya Zazaların milli bilinci gelişmemişti. Ama ondan sonra gelenler neden yapmamıştı? Bu konu üzerinde çok düşündüm... Neden buralarda nesillere yayılan bir isyan vardı ve neden benim bölgemde isyan' ın devamı gelmemişti?
Bu konu üzerinde bir gün kadar durdum, sonra Sait Hoca' ya "buldum" dedim. Neden, "İngiliz işgaliydi." Belki coğrafyanın, boyun eğmez dağların, oradan çıkış sağlayan yolların, aşiret örgütlenmesinin ve Malla Mustafa Barzani' in mensup olduğu ailenin de rolü vardı. Bütün bunlar bir araya gelince, Kurdistan daki Barzan mıntıkası, yüzyıllara yayılan isyanların kalesi oldu.
Şeyx Ahmed' in Rolü
Barzan mıntıkasını başka nasıl anlatayım, bilemem ki!
Akarsular ile dağlar burada öylesine haşir neşir ki; onların muhabetini, sarmaş dolaşlığını, gözlerinizle görmeden,
Efsanelerle dolu bu coğrafya da arabamızla ilerlerken, Mala Mustafa Barzani' in mezarına gideceğimizi biliyordum.
Bize yılanlarla birlikte yaşamayı öğrettiler! Gözlerim mezar taşlarındayken koca tarih hafızamda canlanıyordu
Gözlerimin önünde yatan kocaman bir tarihti aslında. Teslim olacağım!
Eğer bu gerçekleşmezse, ailelerimizle birlikte Sovyetler Birliğine doğru yola çıkacağız.
Ona dedimki İran hükümetinin vaatlerine güvenme.
Bakarsın onlara yönelecek vahşettin dozunu hafifletir.'
(***) Barzani ve Kürt özgürlük hareketi, Mesud Barzani, Doz yayınları, İstanbul sayfa: 180 Mezarlığa yakın binada, bir masanın üzerinde duran deftere, duygu ve düşüncelerimi yazınca, arabamıza doğru yürüyoruz.. Mezarlığın arka tarafında bir inşaat var, orada daha büyük bir misafirhane ve cami yapılıyor dediler. Artık karanlık bastığı için gezme imkanımız yoktu. Ayrıldık, yokuş aşağı inmeye başlayınca; „Sait Hoca Enfal şehitlerinin mezarlığına uğrayalım, ondan sonra Erbil’ e dönelim“ dedi. Enfal deyince tüylerim ürperdi, kulaklarıma helikopter sesleri geldi. Kaçışan insanlar, can çekişen kediler, havada donup düşen kuşlar ve kelebekler zomlandı gözlerimin önünde. Kafileler halinde ipler ve zincirlerle birbirine bağlanıp çöllere sürülen kalabalıklar, dul kalan kadınlar, yetim kalan çocuklar…
Buydu işte Enfal!
Mezarlığı ziyaret edeceğimizi söyleyince, biri arabamıza atladı , yolumuza devam ettik.
„Evet“ dedi, „Babam ve bir ağabeyim de burada yatıyor“ diye ekledi.
Genç peşmergeyi dinlerken, o günleri hatırlamaya çalışıyorum:
El enfal operasyonlarının bir numaralı pratik sorumlusu Saddam Hüseyin’ in amcasının oğlu;
İşte Fermanı
Bu talimattan sonra operasyonlar başladı. Kürt köyleri ve şehirleri kuşatıldı.
Bube Eser ile yazışmamız
Kürtçeyi kırık konuşan kadın daha da dikkatini çekiyor ve aracılar vasıtasıyla kadınla tanışıyor.
Zamanı bilmiyor, mekanı tanımıyor, üzerinde mavi gök, altında altın renkli kum,
Yerinde duruyor, şaşırıyor, gördüğüne inanmıyor..
Evet meşe ağacı orada duruyor, yemyeşil yaprakları var, çöle, sıcağa, kuma, güneşe, gökyüzüne direniyor.
Şimidi bu kum deryasında artık yalnızlıktan kurtulduğunu düşünüyor..
Evet canlıydı meşe, gördüğü ne serap, nede rüyaydı.
Ve oturdu, düşündü. Ama susuz nasıl dayandı bu ağaç dedi, daldı.
İskeleti orada bıraktı ve korkuyla kaçmaya başladı.
Ağacın önce çevresi, ardından çöl kazıldı, toplu mezara rastlandı,
El Anfal operasyonları sırasında kayıbolan,
Kadınlar kocalarını ve oğullarını bekler oldular.
2005 Yılında meşe ağacının ele verdiği toplu mezar, yüreklerini kanattı.
İlk konuşmayı İrak devlet başkanı Sayın Celal Talabani yaptı.
„Kürd Özgürlük Mücadelesinde Barzan Bölgesi önemli bir rol üstlendi. Hepinizin gördüğü gibi, diktatör Baas Rejimi bu insanları kendi bölgelerinden – Barzan’dan nasıl vahşice çıkarmış ve kendi egemenlikleri altındaki başka bölgelere nasıl sevk etmiş ve orada nasıl katletmiştir. Barzan Bölgesine yapılan bu vahşi saldırı ilk değildir, Kürdistan 16 defa yakılmıştır.. Onbinlerce insanı canlı canlı toprağa gömen faşist düşman, Kürd Halkı’nın yüreğinde büyük yaralar açmıştır. Bütün bunlara rağmen Bugün, Kürd Halkı; özgürlük, demokrasi ve federalizmle mutluluk duyuyor. Kürd Halkı’nın seçilmiş evlatları iktidarda bulunuyor ve çekilen acılara artık son vermek istiyor. Şehitlerin, ulusun, bölgelerin ve halkın birliği için, Barzan Bölgesi’nin; Helebçe ile, yaralı Qela Dıze’ nın Behdinan’la elele verdiğini görüyoruz”
Sayın Celal Talabani den sonra Kürdistan Federe Parlamentosu Başkanı Adnan Mufti ise, F. Kurdistan Başkanı Mesud Barzani ise törende yaptığı konuşmada; “Feyli, Germiyani, Behdinanlı ve Barzanlılarla birlikte 182 bin Kürdün, zorla yerlerinden ve yurtlarından edilerek bilinmeyen bir akibete sürüklenmesi; dünyanın neresinde olursa olsun, kayıp bir tek insanımız kalıncaya kadar, vijdanlarımız rahat yüzü görmeyecek” dedi. ve devam etti:„8 bin Barzanlı vatandaşın Enfal Soykırım Girişimi’ne tabi tutulması, düşmanların intikam alması olarak nitelendiriyorum. Onlar, bu yolla Kurd ve Kurdistan başta olmak üzere, özellikle Barzanilerden intikam almak istedi. Kurd Halkı hiçbir zaman düşmanlarına boyun eğmedi. 1975 yılında F. Kurdistan’ın araplaştırılmaya başlandı ve Baas Rejimi tarafından boşaltılan ilk köy Barzan Köyü oldu.” Ey Rakip marşı okundu
Konuşmalardan sonra dünyanın belki de en hazin töreni başladı.
Herkes evine doğru yol alırken, mezar taşlarını kucaklayıp duran, karalar giyinmiş kadınlar kaldı.
Bu kadınların dıramı gözlerimin önünde canlanırken
Zanedersem yaptıklarından dolayı pişman olduğunu belirtmedi.
Karanlık çökmüştü, arabamıza binerek mezarlıktan ayrıldık.
"Büyüyüm!!
Gidemezsiniz, "bu gün git yarın gel' in adı, burada "ser çavandır." (**)
Buradaki bürokrasiyi anlatmak isitiyorum, ama mafyayı anlatmadan bürokrasiyi anlatmam doğru olmaz. Çünkü mafya burada bürokrasiden daha güçlü, o işleri şipşak yapar, yeterki kendinizi ona teslim ediniz.
Barzaniler böyle değildir.
Nasıl mı?
Bunlar Lüks villalara yerleşti.
Bin bir delevere ile devletin parasını hortumlamaya başladı.
Belki de adı olan ama kendisi olmayan yirmi protokol partisi kuruldu.
Nedir dediğinizde; "yarısı benim yarısı sizin" der. Tabi yerseniz, çok kolay, hiç bir zahmet çekmezsiniz, evinizde sırtüstü yatarsınız, bir müddet sonra size bir davetiye gelir, uçak biletinizde hazırdır.
Çeker gidersiniz, beş yıldızlı otelde yeriniz ayrılmıştır, yer, içersiniz, bir hafta sonra sizin için alınmış paranın hazır olduğu söylenir ve siz o para ile işinizi yaparsınız.
Projenizi Kültür Bakanlığına mı sunmak istiyorsunuz?
Orada sizi alakat müdürlüğüne yollarlar. Kalem sizi Genel Müdüre, oda sizi Müsteşara gönderir. Müsteşar projenizin biçimine bakar, sizi bakanlığa bağlı bir bölüme yollar, o bölüm projenize yapılacak yardım konusunda bir karar verir. Eğer siz projeniz için yüz bin dolar istemişseniz, onlar genellikle size on bin dolar vermeyi kakararlaştırırlar. Çünkü memurlarda şöyle bir kanı oluşmuştur; proje yapanların asıl amacı parayı alıp bir iş yapmak değil, işi bahane edip para almaktır. Bu konudaki deney ve tecrübeleri onları böyle bir tedbir almaya yöneltmiştir.
Diyelim bu bölüm projenize onbin dolar vermeyi onayladı, sizin bu onaylı projeniz tekrar Müsteşara gider. Oradan Kültür Bakanının onayına sunulur. Bakan da imzalayınca alakat müdürüne geri gelir. Siz işinizin bittiğini sanırsınız. Ama alakat müdürü der ki; "tamam siz işinize bakın, ben yazışmaları izler, işi sonuçlandırdım mı size telefonla haber veririm."
Araya tatil, bayram, özel günler girer, telefon beklersiniz nafile, dayanmazsınız, kendiniz telefon açarsınız, "daha olmamış sabredin" denilir size. Ardan günler geçer, isyan duygularınız kabarır, çünkü alacağınız para kadar zaten paranız gitmek üzeredir. Nediticede çeker alakat müdürüne gidersiniz, kardeşim verin yazışmalarımı ben kendim takip ederim işimi dersiniz.
Alakat Müdürü önce çekmecelerini, ardından ceplerini yoklar, "kusura bakmayın yazışmalar kayıp, bir arayayım buldumsa size haber veririm" der. Yapacağınız bir şey yoktur. çeker gidersiniz.
Araya mutlaka bir tatil girer
Ya yılbaşıdır, o olmazsa dini bayramdır, oda olmazsa milli bayramdır. Buranın bayramlarıda öyle bir iki gün değil, en kısası sekiz gün sürer. Ardından cuma ile cumartesi de gelince, on güne çıkar.
En son gideceğiniz kişi hazinede çek yazacak olan memurdur.
Memur projenizi onaylayan yazının bir cümesini size gösterir der ki; "Bakın burada ‘bahş edilmiş' der."Bakan bu kadar parayı kimseye bahş edemez" diye ekler.
Ya sabır deyip ayrılırsınız, o gün artık yapacağınız hiç bir iş yoktur, saat ikiye yaklaşmıştır. Sabah olunca tekrar alakat müdürüne gidersiniz, durumu anlatınca, "doğrudur" der, kendi yanlışını görmeden, sizi kaleme havale eder, kalemdeki memur, "tamam siz gidin biz yazıp bakana sunarız,, der, çaresiz gidersiniz, çünkü Bakanın başkentte olmadığından haberiniz vardır. Artık aradan biraz zaman geçer, projeniz için yeni bir yazı hazırlanır, Genel Müdür, Müsteşar ve Bakan ın imzasından geçince, haber verilir ve siz yeni bir maratona çıkarsınız. Bir hafta sonra maliyeye ancak ulaşırsınız, burada Reşit Xınisi var, Sait Hocanın deyimiyle dolar kokar. O itiraz ederse, yani projenizi onaylamazsa, koşuşturmanız boşa gider. Xınisi' ye ulaşacak birsine tel açma kanumunuz varsa, açarsınız.
Maliyeye sabah saat dokuzda gidersiniz, ama bir salonda beklemek zorundasınız, çünkü dokuz ile on arası, dairelerin veya bakanlıkların kendi aralarındaki işlemlerin yapıldığını öğrenirsiniz. Saat ondan sonra içeri alınırsınız, içeri dedim de bir sinema salonuna alınırsınız, evet bayağı bir sinem salonu. Yani sahne aşağıda, siz sahneye göre yüksek yerlere konulmuş koltuklara sıra halinde oturursunuz.
Sabırınız varsa, umudunuzu yitirmemişseniz, hayatınızda tırnak makasının ağzıyla demir kesmiş iseniz, sıkarsınız dişinizi bir sabah sonra, gidersiniz, söz konusu daireye: "Kardeşim, projeye onay vermişsiniz, ama bütçenizde para yok bu nasıl iştir?" dersiniz. Bilgisayara bakarlar, doğru söylediğinizi kabul ederler ama, sanki çok normal bir işmiş gibi tekrar işinizi yaparlar. "Tamam" deyip sizi yollarlar. Dışarı çıkarsınız, yoldan geçen bir taksi çevirirsiniz, aceleniz var, çünkü saat ikiye yaklaşmaktadır.
(**) Ser çavan, başım gözüm üzerine demektir.
Anlaştığımız bir saate iki araçla gittik.
Lüx bir müzikli resteurant
Salonun ışıklandırma sistemi itinayla yapılmıştı.
Sait Hocayla beni de sayarsanız beş kişiydik.
Bizim atamız Mustafa Kemal, sizinki kim?
Arkadaşlarımızı karakola götürdüler, bizde bir taksiye bindik, onları izledik. Öğrenebildiğim kadarıyla bana soru soran Türk, bir mimarmış, anlaşılan o ki; yine bir Türk bir Kürdü, iki Kürde dövdürtüp ortalıktan kayıbolmuştu.
Bütün bu manzaranın özeti, devlet olamamaydı. Sorular sorardım
Kürdistanda sokaklarda rastgele gezen silahlı adamlar var mı?
Buna benzer çokça sorular sorar, ama kaçamak cevaplar alırdım.
Yeni kurulan Federe Devlet için güçlü bir ordu ve iyi işleyen bir istihbarat örgütünün önemini biliyorum.
Kalanlar ve yeni alınanlar hızlı bir eğitime tabii tutuldular.
Bu büyük binaların arasında çok sayıda baraka vardı, buralar yönetim yeriydi, her baraka bir subaya aitti.
Alayın orta yerinde askeri törenlerin yapılacağı kocaman bir alan ve bu alanın arka bölünde platform bulunurdu. Eğitim çok sıkkıydı.
Yürüyüşlerinin bayağı disiplinli olduğuna tanık oldum. Evet ordu rayına girmişti.
Bu alana ülkenin her tarafından geliyorlar, eğitim gördükten sonra görev yaptıkları alana dönüyorlar. Ordu ve isthbarat örgütleri iyi çalışıyor ama!...
Özet olarak günyedeki Federe Devletin hem ordu örgütlenmesinde, hemde istihbarat örgütlenmesinde çok önemli mesafeler katettiğine inanıyorum.
Ama çok şükür ben bu tuhaflık üzerine düşünürken General Osman Kasım’ la ikinci görüşmemizde yeni gelişmeleri öğrendim. Kendileri Zaxo mıntıkasında 2500 kişilik bir ordunun komutanıyken Hevler’ e atanmıştı.
Sempatik, içten ve yakışıklı Genaral Osman Kasım’la tanışmamızı başka zamanda anlatırım. İsthbarat Örgütlerinin sorunları
İstihbarat örgütü bir devletin sinir sistemi görevini görür.
Ama istihbarat da henüz hem çift başlıdır.
Öğrenebildiğim kadarıyla Sayın Masrur Barzani hala KDP nin Polit Büro üyesidir.
Günlük olarak kaç gazete basılır, yeni basılan popüler bir kitap kaç tane satılır?
Kaldığımız otelde Xero Abas ile Evina Welat, isminde bayan bir sanatçı da kalıyorlardı.
Ama Evina Welat, nerdeyse her gün bir televizyon kanalında proğrama çıkarken,
Dezgeyi Aras
Gazete ve televizyon kanallarının çoğu pertilerin tekelindeydi.
Ama Sayın Neçirvan Barzani' in talimatıyla o makama atanmıştı.
İki gazetci faili meçhule gitmiş! Güneyde fikirler tehlikeli olarak görülmeye başlanmış mı ?
Bir Ülkede veya bir örgütte eğer devletin ve örgütün yöneticileri bazı kesimler tarafından kutsal olarak görülürse,
Güney Kürdistan da bunun işaretlerini gördüm, engellenmezse, tehlike artar.
Yaşlı adam tahsilli biriydi, feleğin çemberinden geçmişti, deney ve tecrübe sahibiydi.
Yine başka bir yerde buna benzer başka bir olayla karşılaşmıştım.
Sidad da: "Ser çavan mam" cevabını verince, "Mes ud nasıl, oda iyi mi?" sorusunu sordu. "Eleştiri yapan öğrenciler tehlikeli olabilirler."
Başka bir örnek, öğrencilerle ilgilidir.
Bir başka örnek ise kaldığım evdeki enerji sayacıyla ilgiliydi.
Bir gece tam sohbet ortasında ışıklar sönünce, ev sahibine; bu memlekette herhalde elektrikçi yoktur. Gazetecileri "sevgi" öldürmüş olabilir!
Bu ev sahibi ard niyetli değil, Kürdistanı seviyor, oradaki devleti seviyor,
Davut Bağıstani' yi Kürt kamuoyu tanır.
Ağzı burunu kan içinde kalıyor.
Bu olaydan yaklaşık bir hafat sonraydı, bir otelin lobisinde televizyondan haberleri izliyorduk.
Bende televizyondaki Goran taraftarının kafasına sarılı beyaz bezdeki kan lekesini kast ederek;
Bende bak arkadaşım, bundan bir hafta önce Davut Bağıstani' nin dövüldüğünü duyduğunda,
Süper marketler, pizzacılar, dondurmacılar, marka giyim eşyaları satan mağazalar,..
Süper marketin alt katında dolaşırken Sait Hoca: " Bunun sahibi Şemdinli' li Haci Xurşit' dir" deyince yürüyen merdivenle ikinci kata çıktık. Bu katta giyim eşyaları vardı.
New City' den ayrılıp arabaya binince, Sait Hocaya dedim ki; Güney Kürt yöneticileri devletleşmek için çok önemli bazı tarihi adımlar attılar. Bu adımlardan biri, YNK ile KDP arasındaki çatışmaları sona erdirmek, ikincisi, Saddam'ın eski yandaşları ile olan düşmanlıklara son vermek, üçüncüsü, PKK ile olan savaşı durdurmaktır. Düşünün KDP ile PKK arasındaki çatışmalarda yaklaşık olarak 5 bin Gerilla ve Peşmerge yaşamını yitirdi. Bütün bu çatışmaların talimatını veren birinci kişi, Abdullah Öcalan, ikinci kişi ise Osman Öcalan' dı. Bu gün Osman Öcalan Koye' den Monika adlı aracıyla Güney Kürdistan'ın başkenti Hevler deki New City' e gidip orada alışveriş yapabiliyor ve hiçbir tehlike ile karşılaşmıyor.. Yine düşününüz Abdullah Öcalan ile Osman Öcalan Kuzey Kürdistan' ı kurtarsalardı, Kek Mesut ile Mam Celal Cizre' de mülteci olsalardı ve ikisi Kuzey Kürdistan' ın başkenti Diyarbakır' a gidip alışveriş yapabilirler miydi? Bu sözlerim karşısında Sait Hoca güldü, Ben yorumlarıma devam ettim: Eğer Abdullah ile Osman Kürdistan'ın egemenleri, Mam Celal ile Kek Mesud onların mültecileri olsalardı. Mam Celal' ın eskiden sevdiği Mao Zedung' un taktikleri ile her birisi bir sedyenin üzerine bağlanır, dörder kişide bu sedyeleri taşır, tek tek köye götürülüp teşhir edilir, sonra sıra halinde dizdirilen köylülerin önünden geçirilirlerken; öderliğin talimatıyla(!) köylüler sedye ile taşınanların yüzüne tükürürdü. Osmanın yaşadığı durum ile Mam Celal ve Kek Mesud' un yaşamadığı durum güneydeki örgütlerle Öcalan örgütünün zihniyet farklılığını bize göstermeye yetiyor.. Ya Şemdin lilere ne demeli?
Osman Öcalan yıllarca Güney Kürdistandaki mağaralarda güvenlik ve varlık içinde yaşadı. Düşmanların tavuklarına bile kış demedi. İran devletinin PKK içindeki istihbarat şefi olarak binlerce Kürdün ve Şemdinli' li gencin yok edilmesinde rolü oldu.
Osman'ı onun en yakın arkadaşından sordum. Niye dediğimde; "Vallahi herhalde kilise biraz para veriyor o yüzden, hrıstiyan yapmış çocukları" dedi gülerek. Osman Öcalan' ın eski arkadaşı, kesinlikle şaka yapmıyordu. Nitekim bir gün sonra Osman Öcalan ile birlikte Kandil' i terk edenlerin yanına misafir olarak gittik, onlara dedimki; bakın arkadaşınız, Osman' ın çocuklarını kiliseye götürüp vaftiz ettirdiğini söylüyor, bu haber doğru ise ben yazacağım dedim. Üç kişi bir ağızdan: "Sadece çocuklar olsaydı yine neyse, kendisi de gidip hristiyan olmuş" dediler. Yani nedeni ne? Din mi değiştirdi? Dedim. Onu iyi tanıyan eski bir arkadaşı: "Osman, din değiştirip hristiyan olursa, Amerikalıların onunla daha kolay ilişki kurabileceğini düşünüyor." cevabını verdi Suriye'de iken Abdullah Ali, Kesire Fatma, Osman Hasan Hüseyin olmuştu
Bu lafları duyunca ve bu sözlere inanınca bu ailenin karakteri üzerinde düşünmeye başladım.
Bu kişiler, aradan yıllar geçti; biri Türkiye'ye geri döndü, binlerce Kürt gencini kemalisttirler veya kemalist kişilik sahibidirler veya kemalizm den etkilenmişlerdir gerekçesiyle kurşuna dizdirip öldürmesine rağmen, din değiştirip kendisi kemalist oldu. Kesire, su oldu ateşe döküldü. Diğeri Güney Kürdistan'daki Amerika etkisini fark ederek çocuklarıyla birlikte hrıstıyan oldu.
Sakın olaki okuyucularım burada anlatımlarımdan aleviliği, hrıstiyanlığı veya kemalizmi alçalttığımı düşünmesinler. "Hiçbir şey olmayanların" gittikleri yerledeki tanrıların kabına göre şekil alarak kendilerini nasıl sattıklarını görsünler ve bir bölüm Kürdün bu "hiçbir şey" olmayanları nasıl "her şey" yaparak onlara taptığını kavrayıp artık uyansınlar, hiç gecikmeksizin kendi kaderlerini ellerine alsınlar!
13.12. 2009 Gününün akşamı Sait Hoca ile birlikte Hevler’in Ankawa mahellesinde;
Üst katında da yatak odaları bulunurdu. İçeri girdiğimizde üç kişi oturuyordu,
Sait Hoca “Mala Şevki”diyerek benimle tanıştırınca, bu adı duymuştum. Beni Kurşuna dizmeye götürüyorlar!
1979 tarihinde Lübnan iç harbinde oradaydı.
Onları merdivenden indirerek bir binanın bodrum katına götürdüler.
Mahkemeden sonra bodrum katına geri götürüldüler.
Adam grubu durdurdu, telsiziyle bodrumdan çıktı. Bir saniye önce hiçtik, her şey olduk
Devam etti konuşmasına:
Cezaevinde kalan yaklaşık olarak üç bin kişi aynı anda aynı sloganı haykırdı. Nimet’in derdi bir başka!
Anlatmak istediğim İkinci adamın adı Nimet’ti.
Anlatılanlara kulak kesilince, Ninemi hatırladım.
“1996 da koyun tüccarıydım, biz 25 tüccar yaklaşık olarak on bin koyun satın almış, Antep’ e götürmeyi düşünüyoruz. Yalvarıyoruz yakarıyoruz nafile!
"Makbuz karşılığında koyunbaşı Türk Silahlı Kuvvetlerine bağışta bulunmayı teklif ettik kabul etmiyor. Ateşte kızaran koyunlarımı görünce içim yandı
"Ben ulaştığımda soğuk suyun aktığı bir derede koyunlarımız kesilmiş, derileri yüzülmüş, ağaçtan yaş şişlere takılmış en az 12 ayrı yerde ateşler yakılmış ve etler pişiriliyordu.”
“Hayır” diyor, “Onlar ekmeksiz 12 koyunu orada gözlerimizin önünde yediler.
Acaba Türk Silahlı Kuvvetleri için makbuz karşılığında teklif ettiğimiz yardımı neden kabul etmedi?
MESLEK OKULLARI
Yani okulun marangozluk bölümünden mezun olanlar, doğru dürüst duvara bir çivi dahi çakamazlardı.
KOMŞUM ROBERT GİBİ
Üniversitenin kocaman salonuna gittiğimizde, altmışa yakın izleyici salonda bulunuyordu.
İsteyen müşteri havuzun başına gelir, yemek istediği balığı seçer, garson müşterinin işeret ettiği balığı yakalar, götürür açşçıya teslim ederdi.
Bilgilerin Efendisi, Nasır'ı anlatıyor!
Geri döndüğümde çok rahattım. Ama aradan birkaç gün geçmemişti bana emirler veren konumda olan karanlıklar prensi, tekrar çağırdı. Gittim küplere binmişti, ağzına gelen her türlü aşağılık sözleri Nasır için kullanıyordu. Nedenide ‘Biz kesinlikle kaldığı evden dışarı çıkmasın demiştik, O bizi deinlemeden dışarı çıkmış' diye açıklıyordu. Biz üçümüz konuşuren dördüncü arkadaş bizi dinlemekle yetindi. Anlıyordumki daha önce bu konu üzerinde çokça tartışmış ve bana açıklamaya karar vermişlerdi. Bir çay içtikyen sonra Onlar Qandil dağına doğru yola çıktılar, bende Süleymaniye istikametine gittim. Not: Komutan nasır'ın fotosu http://www.sercavan.com/
Çünkü Kürt hükümeti ve partileri özellikle bundan sakınmıştır.
Mesala gece yarısıdır, dost bildiğin sana bir haber yollar:
YNK bunları açıkça yapıyor, duyduğumda çok üzüldüm, kahr oldum. Denetim dışına çıkanlar bozguncu unsurlardı!
Durum böyle olunca, Öcalan ve Başkanlık Konseyinin denetimi dışına çıkanlar, onların dediklerine uymayanlar, "bozuguncu" unsurlardı.Sadece Öcalan için değil, Türkiye, ABD ve güneyli güçler içinde "bozguncu" idiler.
Güney Kuzey konusunda nötürleşmiş gibi!
Devam edecek
Favori olarak ekle (56) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 1487
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|









Selim Çürükkaya /
Daha önce ülkemde yaşamıştım ama özgür değildim.
Doğrusunu söylersem Erbil’ e gelmeden önce burayı hayalet bir şehir veya Kabil gibi harebe bir yer sanırdım.
Ortadoğu gibi bir yerde rüşvet ve resmi hırsızlığın olmadığını, kanunun ve adaletin saat gibi işlediğini söylemem imkansız. Saddam gideli kaç yıl olduki? Bir öğretim görevlisi ile tartışmamızda bana çok önemli bilgiler verdi.
Hevler diğer bir adıyla Erbil kadim bir şehir. Yeryüzünün en eski kalelerinden (***) biri bu şehirde. Millattan çok önceleri inşa edilmiş bu kale, tarhin en eski tanığı olarak ihtişamlı bir edayla yapma bir yükseltinin üzerinde hala duruyor. Kalenin duvarları arasında kimseler yaşamıyor artık. Eski yapılar Birleşmiş milletler tarafından korunmaya alınmış, onarım ve restorasyon bekliyor.
Kaç yaşındasın amca?
Hevler kalesini de gezdik, millattan önceye ait daracık sokakları dolaşırken geçmiş kulaklarıma bin bir öyküyü fısıldıyor, gözlerim onbin yıl önceyi görüyordu sanki. Kalenin ön tarafındaki kapıda oturarak kitap okuyan Ahmedi Xani nin kocaman beyaz heykeli bana çok şey anlatıyordu.
Kamyon bıyıklı ses sanatçısı Aziz Veysinin bıyıklarına benzeyen arabaya da Aziz Veysi adı verilmişti.
Xanzad oteli diy e cevap veriyor ve Xanzad’ ın kendisini anlatmaya başlıyor. Sait Hocanın anlatımına göre Xanzad 1590 larda bölgede hüküm sürmüş bir Kürt pransesi, Çok güzel bir kadınmış, İran hudundan Suriye hududuna kadarki topraklar onun egemenliğindeydi. Hiç evlenmemediği, kıyafet değiştirerek sık sık halkın arasına katılığı ve şikayetlerini öğrendiği söyleniyor. Hatta bir kezinde camiye gittiği burada kalan bir imam iki feqe ile sohbet ettiği, Küçük feqe nin hayalinin, “bir kez olsun Xanzad Xan la yatsaydımda başımı kesseydi” olduğunu, bir müddet sonra Xanzad ın feqi ile yattığını hatta bir çocuk sahibi bile olduğunu söylerler. Xanzad oteli dışında gittiğimiz yolun kıyısında birde Xanzad kalesi vardı. Bu oteli ilerde size daha detaylı olarak anlatmak isterim, ama şimdi yolumuza devam, Akre’ ye gidiyoruz. Selahattin kentini geçiyoruz, keleka Yasin ağa diye bir bölgeye geliyoruz, buradan Zap nehri akıyor, aslında Kürdistan ın yeni başkenti bu nehirin iki yakasında inşaa edilmek istenmiş, sonrada vaz geçilmiş, ama ileride muhteşem bir şehirin bu nehirin iki yakasında kurulacağının emareleri şimdiden görülüyor.
Çünkü bunlar bana parti hakkında bir fikir verecekti. KDP nin bürosu daha sonradan göreceğim Kominst partinin ve YNK nin bürosundan çok farklıydı. Kominist partinin bürosu elli beş yıl önce doğup büyüdüğüm Tanzut köyünün misafir odasından daha geriydi. YNK nin bürosu ise köy kasaba karşımı bir görüntü sergiliyordu. KDP nin büroları ise farklıydı, belki de iktidar partisi olmaktan kaynaklanıyordu ama her şey inceden düşünülmüş, estetiğe ve dış görüntye dikkat edilmişti.
Buradan ayrılınca Abdul Xalık: "Laleş' e bir uğrayalım" dedi.
Daha ilk sorumu sorar sormaz Sait hoca beni dürtmeye başlıyor:
Kimdir A Xalık?
Akşamüzeri Duhok üniversitesine gideceğimizi orada üst katta bir yerlere oturup yemek yiyeceğimizi söyediler bana.
İkimizinde hafızasında derin bir iz bırakan, yaşadığımız ve yalınızca ikimizin bildiği romantik olayları yeniden yaşamamızı sağlayacağına inandığım , bir Elazığ türküsünü istedim ondan.
Akşam üzeriydi arabayla şehir turu yaparken söyledim A.Xalık Babiri' ye, cezaevine gidebilirmiyiz diye!
Arabamız bir rampayı tırmanıyor ve bir tepede iniyoruz, buradan Zaxo nun her tarafı görünüyor.
Birincisinin adı: Ardıwan Zakhoy, doğum tarihi 01. 07.1957. Ölüm tarihi 29.01. 1986.
"Siyasi birisi değildi, peşmerge olarak dağlara çıkmamıştı.
Kapının karşı tarafında Türkiye, bu tarafında Kürdistan var.
„Burası Zembilfroş' un kabristanıdır." dedi
Biliyordum ki Zembilfroş bir aşk kurbanıydı.
Xatun Sepet almak bahanesiyle onu köşküne davet etti
Bu yer yüzünde yaşanmış aşk hikayelerinden sadece Yusuf' un ki kendi hikayesine benziyordu.
Bu aralar Yusuf, Firavun' un emriyle zindandan çıkmış, Mısır a maliye veziri olmuştu
Biraz daha ilerleyince, arkadaşlar bana Cudi dağını gösteriyorlar.
"Tarihi Amedye şehri orasıdır" dediler
1968 lerde Bağdat Üniversitesinde Öğrenci iken, Baas istihbaratı Gabari ile kontağa geçiyor.
24 Yıl sonra serbest bırakıldım.
İdare bölümü bayağı şık dızayn edilmişti, salonun yan kapısından çıktık, yapının resteurant bölümüne girdik.
"Yemeklerinizi lokantada yiyiyorsunuz, burada oturup sohbetinizi yapıyor, çayınızı yudumluyorsunuz, şikayetinz var mı?" dediğimde,
Viktor Hugo Kitap Tüccarıdır!
Reşit Gerdi' nin başında olduğu kurumu tanımak istiyorum.
Sayın Kerkuki, Kerküklü olduğu için, soy ismi Kerkukidir.
1991 tarihinde Yunanistan da şimdi adını hatırlamadığım bir yerde eski çeğlara ait giysileri ile kıpırdanmadan duran iki asker görmüştüm.
Türkiye, Suriye, İran Kürdistanı'nı da gösteriyordu. Benim gözlerim bu parçalarda, onun ki Kerkük teydi. Böyle ayrıldık.
"Bağdat eskiden çok güzel bir şehirdi, cennet bahçesi gibi bir yerdi.
Son gezimde Kuzey Kürdistanlı bir dost kazandım.
Ali Avni' de çok ilginç bir insandır. espiri üretme konusunda ustadır.
Dışardan "domates" diye bağıran bir ses ulaştı kulaklarıma.
Derlerki; Federal Kürdistanın Başkanı Sayın Mesut Barzani yoksul bir Kürt yazara "beş bin" doları yardım amacıyla yollamış.
Vasıtanız (aracı olan) yoksa, kaplumbağa adımlarıyla kuyrukla gidersiniz.
Öğlenden sonradır, canımız sıkılıyor. Arabamız var. Komiser Mehmed bizimledir. Barzan mıntıkasına gitmeye karar veriyoruz. Bu mıntıka hakkında çok şey okudum ve dinledim ama gözlerimle görememişim.
Murat vadisinde doğmuş orada büyümüştüm. Genç ile Palu arasındaki bu vadi, dağlık ve çok geniş bir vadidir. Bir tarafında eski deyiş ile Daku veya Govdere, diğer tarafında Siwune mıntıkası vardır. Sayısını tam olarak bilemem, ama yüzlerce köy bulunur bu vadide ve isimleride çok ilginçtir. Govdere tarafında Akrag, Wın, Ardürek Züıvir, Xeylu, Paymerg, Dual, Tıunst, Puıl, Pakuni, Mırrrie, Mialu, Kırru, Goazierek, Duala cuarin, Vinderı, Sıne, welıu, Mussıu...
Barzan mıntıkasına varmadan indiğimiz büyük vadinin Zebari mıntıkası olduğunu söyledi Sait Hoca, Zebariler de mıntıkanın en köklü ve geniş aşiretiydi. Çok eskiden zaman zaman Barzan mıntıkasıyla savaşmış, birbirlerinden çok insan öldürmüşlerdi.
Mala Musatafa Barzani, büyük bir ihtimalle bir sürpriz ile karşılaşmıştır ve Hamayli Xan ile birlikte köyden ayrılmış, sonradan onunla evlenmiş, İngiliz güçleriyle vuruşarak İran' a gittiği zaman, Hamayli Xan' ı birlikte götürmüş, Mahabad Kürt Cumhuriyeti kurulduğu zaman, bir oğulları doğmuş, cumhuriyetin kuruluşundan dolayı mesud oldukları için adını "Mesud" koymuşlardı. Hiç kuşkusuz onların evlenmelerine neden olan Şeyx Ahmed, Mala Mustafa Barzani ve de Hamayli Xan, Barzan köyünün kurucusunun Amediyeli Mesud olduğunu biliyorlardı, ama üçü de Mahabad' da doğan çocuğun, bir gün Kürdistan devletinin başkanı "Mesud" olacağını bilemezlerdi tabi
Mergasor kazası bölgenin merkezidir, üç de nahiyesi vardır.
Peşmergenin mezarından yüksek olmayan mezar
Gittiği yerlerde hep bir tehlike olarak görüldü, uzak diyarlara sürüldü, arkadaşlarından ayrı tutuldu.
Ne İran ordusuna nede İrak ordusuna teslim olmayacağız!.

Bundan iki yıl kadar önceydi.
Bu bir şalvardı, korktu adam, biraz daha kazdı, eli sert bir cisime değdi, 
Tazminat Ödensin
Kimya Ali asıldı

Güney Kürtleri vefa nedir bilirler, kendileri zor durumda iken, birileri onlara yardım etmişse, asla unutmazlar. Sayın Mesut Barzani' nin kalme aldığı kitabı ikinci kezdir okuyorum. Orada Mala Mustafa Barzani, darda iken, kim ona yardımcı olmuşsa, Bu günkü Oğul Barzani ya ondan şükranla söz eder, yada teşekürlerini bildirir. Bu ailede bir terbiye, bir gelenek, bir vefa vardır.



Davetliyiz!
Bizi buraya davet eden arkadaşlardan biri, bir müddet dağlarda kalmış, Türk devletinin kürt halkına yaptığı zulme karşı mücadele vermişti.
Mustafa Kemal uyduruktur!
Silah patladı, polis geldi.
Keşmekeşlik yok, Ordu Kuruluyor !
Kürdistan da ordu ve istihbaratın önemi
Genel Kurmay oluşuyor!
Özgür basın var mı?
Adam gülümseyerek "memnuniyetle" dedi.
Basın, devletin ve partilerin basınıydı.
Sidad Barzani ve Mam Hüıs
Elektrik sayacı ziyaret ağacı gibi
Çifte standart!
Modern Centrum New City
Mam Cela ile Kek Mesud Öcalanların Mültecisi olsaydı!
Osman Öcalan çocuklarını vaftiz ettirdi, kendisi de hristiyan oldu!
Şimdi Kesire kayıp, Abdullah Kemalist, Osman hrıstiyan oldu!
Nimet’i Dinlerken Ninemi hatırlıyorum
Çok sonraki yıllarda Almanya ‘ ya geldim, komşum Robert ile tanıştım.
ALBAAL LOKNNTASI
BOŞ SINIFIN FOTOĞRAFINI ÇEKİYORUZ
"Senin yazdığın ‘Sırlar çözülürken'i, okuyup bitirdiğim anda, komutan Nasır' ın neden öldürüldüğünü anlamış oldum. Beynimdeki bütün soruların yanıtları bulunmuş oldu." Eski arkadaşım bu cümleleri kullanırken biz toplam dört kişiydik ve benim dışımdaki üç kişi, o cağrafyada "sır" olarak tarif edilebilcek olayların iç yüzünü ayrıntılarıyla biliyorlardı. Zaten sustukları için o olaylar bizim için "sır" olmuştu.
Nasır Komplo ile öldürüldü
PWD' yi ziyaret ettim.
Kendi ülkende Siyasi tutsaksın!
Azad Cindiyani' ye açıkça söyledim
Güneylilerin tezini de yabana atmamak lazımdır

